Genelde televizyon kültürü olarak Türkiye ortalamasının altında sayılırım, beğendiğim dizileri izlemeye çalışırım. Daha çok CNBC-E'deki dizileri izlerim. Türk yapımı olarak şimdiye kadar izlediğim ve beğendiğim birkaç diziden biri de Ezel diyebilirim.
Show TV'de gösterime giren ve şimdiye kadar 10.bölümü yayınlanan Ezel, popüler kültüre hitap ettiği kadar edebiyattan değerli eserleri iyi yorumlamış. Umarım bundan sonrası içinde aynı çizgide giderler.
Dizi'nin hikayesi uzun, anlatılmak yerine izlenmesi daha iyi olur lakin ben yinede kısaca bahsedeyim.
Üç mahalle arkadaşı ve onlara katılan 4. bir kızla birlikte iyi bir arkadaşlık sergileyen (sergiledikleri zannedilen) insanların kızın üçkağıtcı babası ile herkes aslına rucü etmeye başlar.
Üçkağıtçı baba, feleğin çemberinden geçmiş, bir bakışta adam çözen, düzen kuran, insanların zaaflarını çok iyi kullanabilen bir düzenbazdır. Tabi, arkadaşlıkları iyi olan bu kişilerin arasını nasıl bozacağını ve onlara nasıl istediği şeyleri yaptıracağıyla birlikte herbirinde nasıl bir kötülük potansiyeli olduğunu iyi bilmektedir.
Deneyimli üçkağıtçı, herbirinin potansiyelini ve zaafını çözer:
Ali: Çok iyi bir arkadaş, sadık bir dost, güvenilir, cesaretli, gözünü budaktan sakınmayan görünen birisinin altındaki "gözünü kırpmadan kötülüğe bulaşacak ve hatta bir insanı öldürebilecek" bir potansiyel.
Cengiz: iyi arkadaş, kanka, zevkli bir kişiliğin arkasında gündelik yaşayan, zayıf karakterli, isteğini direkt alamayacak kadar eksik ve en yakın arkadaşını rahatlıkla satabilecek bir potansiyel.
Ömer: Esas oğlan, Saf temiz, arkadaşlığa dostluğa önem veren, iyi bir aile düzeni olan. Sevdiği arkadaş dediği kişilere karşı kendini feda edebilecek kadar cesur. Sevdiğini koruyan ve asıl kızında sevdiği. Potansiyeli iyilik ve sevdiği kişilere koruması gerekirse kendini feda etmesi.
Neyse olanlar olur ve bizim kötü potansiyeli olanlar soygun yaparlar, yapılan soygunun bütün işaretleri hiçbirşeyden haberi ve suçu olmayan Ömer'i gösterir. Ömer hapse atılır. Film devam eder. Ömerin tek suçu kötülükleri bilmemesi, kötüleri tanımamasıdır. Hapishane ona çok şey öğretir. Ordaki bir bilge ona hertürlü şeyi öğretir. Sonra bir vesiyle hapisten kurtulup yeni bir kimlikle Ezel olarak tekrar hayata döner.
Dizinin ilk bölümlerinde Ali Cengiz'e sorar: "Yaw biz bu çocuğa nasıl böyle bir kötülüğü yapacaz". Cengiz'in cevabı çok manalıdır. Size bir hikaye anlatacağım der. Benimde çok hoşuma giden belkide herzaman konusu geldikte anlatacağım o güzel hikayeyi anlatır.
"Kurbağa ile Akrep"
Zamanın birinde bir nehir kıyısında bir Kurbağa yaşarmış. Bu kurbağa nehrin diğer kıyısına hayvanları geçirir, iyilik edermiş.
Bir gün Akrep gelmiş, "Kurbağa kardeş beni de karşı kıyıya geçir" demiş. Kurbağa iyiniyetli ama o kadarda saf değilmiş.
"Olur mu öyle şey, sen Akrepsin ben seni nasıl karşı kıyıya geçiririm. Sen bana zarar verirsin" demiş.
Akrep, muhatabını iyi biliyor "Sen beni yinede karşı kıyıya geçir, ben sana bişey yapmam, suyun içinde ikimizde varız, sokarsam ikimizde birden boğuluruz".
Kurbağa'nın aklına yatmış, doğruya böyle birşey olursa ikisinede zarar gelecek. Sırtına almış Akrepi tam yolun ortasında iken Akrep Kurbağı bir güzel sokmuş, tam birlikte boğulurlarken Kurbağa sormuş, "Neden?".
Akrep ne desin, "Ne yapayım, huyum bu"
NOT: Jim Collins'in İyi'den Mükemmel Şirkete kitabında Nucor yöneticilerinin dediği gibi "Çalışkan bir çiftçiye çelik üretmeyi öğretebilirsiniz ama iş ahlakına sahip olmayan birine, çiftçiliğin iş ahlakını öğretemezsiniz. Ne yaparsak yapalım herkes içindeki potansiyeli kullanır.
21.yüzyıl değil 22. yüzyılın vizyonunu çizen özellikle internette atılım yaptığını ifade eden bir kuruma yakışmayan bir uygulama hakkında derdimi THY'daki yetkililere (4.cüsüyle görüşmek istemedim) anlatamadım.
Sık sık uçakla seyahat ediyorum, gerek yurtiçi gerekse yurtdışı. Bütün biletlerimi internetten alıyor, check-in'leri bile internetten yaptırıyorum. Sağolsun bazı havayolları e-bilet'i direkt maille gönderiyor. Olası mail gelmedi veya gelen maili kaybettiğimde tekrar bu uçuşla ilgili bilgileri e-bilet formatında ulaşmak istiyorum.
İstek: Bir müşterinin daha önceki uçuşlarına ulaşması ve istediği anda e-dekont, e-bilet şeklinde döküm alabilmesi, istediği maile gönderilmesini talep etmesi.
Sonuç: Malesef 22.yüzyılın THY'isinde böyle bir uygulama yok. Olması için ısrar ettim ve ilgili Call Center yetkilisine böyle bir isteğimi ilgili birime iletir misiniz, dediğimde bile aldığım cevap bir öncekinden daha vahim, bu isteğinizi not alamayız tekrar xxx numaralı telefonu arayıp müşteri ilişkilerine ilgili sorununuzu iletin.
Eminimki 22.yüzyılın uygulamalarını planlayan bir THY, online işlemler çağında bu kadar basit bir olayı hızlıca devreye alacaktır.
NOT: Bu arada Miles-Smiles üyesiyim, ilgili ekranda daha önceki uçuşlarımı ve kazandığım puanları görüyorum. Tek eksik ilgili uçuşun detay bilgileri...
Geçtiğimiz perşembe akşamı (12 Kasım 2009) UserSpots.com'un düzenlediği Dünya Kullanılabilirlik Günü etkinliğine katılma fırsatım oldu. Rahatlıkla "Son zamanlarda katıldığım en iyi etkinlikti" diyebilirim, yalan da olmaz. Etkinlik sahibi Mustafa Dalcı'ya ve mekan sponsoru BİE'ye teşekkürler.
Yazıyı o gece yazacaktım ama sunumların yayınlanmasını bekledim. (Geçen gün yayınlanmış Dünya Kullanılabilirlik Günü sunumları.) Ürün geliştiricilerin ve kendi açımdan yazılımcıların özellikle incelemeleri gerektiğini düşünüyorum.
Yazılımcılar uygulamalarda birim test (unit test, basitce : yazılan fonksiyonların test edilmesi) yaptığı gibi, arabirimleri de daha yolun başında test etmeli, kolları sıvayıp koda dalmadan önce ekran görüntülerini (eğer başka birimden gelmiyorsa) kağıda dökmeli, "en basit şekli ile bu ekranı nasıl tamamlarım ve işi çözerim?" sorusuna cevap aramalı ve cevabını da kağıda dökmeliler. Başka bir birimden çizimler geliyorsa bile üzerinde kafa yorup varsa çekincelerini bildirmeliler.
Geliştirme sürecince ise, geliştiriciler/yazılımcılar, başka birini beklemeden ilk testlerini kendileri tam olarak yapabilirlerse;
İnsan'ı tanımak ve anlamanın zorluğunu herkes kendinde yaşadığı gibi birçok ünlü düşünür çağlar boyu aynı konuyu irdelemiş ve herkes tarafından kabul görebilecek sonuçlar çıkarmaya çalışmışlar.
İnsan nedir? Aynı süreçten geçen insanların hayattaki konumları neden farklı olur? Başarılı olmak nedir? İnsanları başarılı kılan temeller nelerdir? İnsan'ın hayattaki ana hedefi ne olmalıdır? Ana hedef sadece başarmak ve başarılı olmakta mıdır? Hayat sorgulanmadan sadece yaşanıp tüketilecek bir meta'mıdır?
İnsan'ın varlığı belkide soru sorabilme gücüyle eşdeğer, birde bu sorulara bulabildiği cevaplarla. Soru-Cevap, sebep-sonuç hayatımızı çoğu zaman çepecevre kaplıyor.
Bu sorulardan bazılarına cevap bulmak için bisorusor.com'a girebilir veya
Aynı eğitimden geçen hukukçular, hekimler, mühendislerden bazıları nasıl oluyordu da alıp başlarını gidiyor, çok başarılı noktalara gelebiliyorlarken diğerleri genelde suçu kendilerini “çevreleyen” koşullara atıp “makus bir talihin kurbanı” olarak toplumsal hayatın adeta “tortuları” haline dönüşüyorlardı?
sorusuna Bersay İletişim Grubu Başkanı Ali Saydam beyin hayat tecrübesini okuyarak aşağıdaki cevabı elde edebiliriz.
"Vicdanlı, mukaddesi olan, çalışkan ve umutlu insanların meslekte “iyi” olabilmek için çok ciddi avantajları oluşuyordu. Hem sağlam bir dünya görüşünüz olacaktı (ne olmasından çok; sağlam, derinlikli ve kendi içinde tutarlı olması önemli), hem de çevrenizdekilerin dünya görüşünü belki benimseyecek değil ama “anlayacak ve takdir edecek” entelektüel derinliğe sahip olacaktınız."
Bu güzel cevaptan anlaşılacağı gibi insanın kendi dinamikleri olması gerekiyor:"lokomotif ruhlu insanlar". Özellikle iç dinamiklerimizi tanımamız ve onları iyi kullanabilmemiz lazım.
- İç dinamiklerimizden vicdan'a sarılmalıyız. Hangi kültürde olursa olsun kişi vicdanının üzerini örtmedi ve sesini tamamen susturmadıysa "Vicdanı ona her zaman doğruyu söyler".
- Belirli bir mukaddese sahip olmalıyız, kendimizden değerli gördüğümüz değerler olmalı.
- Çalışmakla çalışkan olmak aynı şeyler değildir. Çalışkan olmak süreklilik ister, devamlılık gerektirir. (Konuşarak, toplanarak ve iletişime geçerek çalışkan olunmaz, çalışmaya yoğun zaman ayrılmalı)
- Umut, insanın iç dinamiklerinden. İnsan'a yaşama azmi ve sevinci verir, ruhumuzu besler.
- Hayatı tanımak, sağlam bir dünya görüşünün olması. Buna insan aklının gözlüğü diyebiliriz. Bazılarımız miyoptur, bazılarımız hipermetrop. Dünya görüşümüzle hayatın anlamını yakalamış oluruz. Olası durumları, etrafımızı doğru görmemiz bu gözlükle mümkündür. Ali beye katılıyorum sağlam, derinlikli, kendi içinde tutarlı olmalı. Ayrıca başkasının gözlülüğüyle insan ne kadar idare edebilir, dünya görüşümüze tecrübelerimizi katıp içselleştirip kendimize mal etmeliyiz.
- Empati yeteneğinin gelişmiş, geliştirilmiş olması. Karşıdakini anlamayla birlikte, takdir edebilmeliyiz.
- Başarılı olmak için başarılı olunmaz, hedef gaye başka olmalı, başarı sadece ara kademede bir çıktıdır. O çıktıyı almakla doğru yolda olduğumuz hissi kuvvetlenir.
Bir firma'da işlerin akışının kontrol altında tutulabilmesi için en önemli şey "takip" olsa gerek. Atanmış bir iş ne durumda, hangi aşamada takip edilemiyorsa işin başarısızlıkla sonuçlanması (mutlak başarısızlık olmasa da, süre aşımları, tutarsız sonuçlar, teslim edilse de mutsuz müşteri) kaçınılmaz olacaktır. İş takibi için herkese uygun kesin bir kurallar silsilesi tanımlamak oldukça zor. Her yiğidin yoğurt yemesi farklı olduğu gibi her kurumun, hatta alta doğru indikçe her birim yöneticisinin kendine has yeme tarzları ortaya çıkabilir, gayet normaldir. Yeter ki yoğurt yenirken etraf batırılmasın (insanlar/kurum zarar görmesin.)
İş takibi deyince 3 ana madde aklıma geliyor:
Bu 3 süreç içerisinde yukarıda bahsettiğim gibi farklı yorumlamalar, yeni alt modeller rahatlıkla geliştirilebilir. Mesela nadir de olsa bazı çok uyumlu frekansla çalışan ekipler arasında 3 değil 2 madde ile de süreçler işletilebilir. (sonra onlar da 3'lü bu yapıya dönerler :) Rapor mantığı her ekipte farklı işleyebilir, kimi ekip email ile raporları alırken, yazılım tabanlı işler için raporlar bir istek takip sisteminde (issue / bug track) tutulabilir, sözün özü bunlar tamamen sizin kendi yoğurt yeme tercihinizle ilgili.
İlk 2si konusunda olmasa da toplantılar konusunda belirli standartlar zaman içinde oturmuş durumda. Bunu teknoloji seviyenize göre internet üzerinden de (Skype vb.) yapabilirsiniz. İster sanal ister canlı kanlı bir araya gelin, o da çok farketmez, yeterki yanlış anlaşılmalara fırsat vermeden birbirinizin sesini duyarak, mümkünse görerek, işlerin önünü açın. Toplantılar için de birkaç şey net söylenebilir: