Neredeydik? Neler geliştirdik ?

Malumuz, bir süredir blogda "çıt" çıkmıyor. Başkaları çıtırdarken Erkyazılım ekibi olarak yenilikleri kovalamakla meşguldük.

Erkyazılım'ın yeni yüzü ve kurumsalının yayınlanması ile birlikte  "Erkyazılım Müşteri ve Online Yardım Masası" sistemini, bir süre sonra ise  "GönderTakipEt" kontör satış sistemini yayına aldık. Dikkat ederseniz SMS demedim kontör dedim, çünkü yakın zamanda MMC kapsamında kullanabileceğiniz diğer iletişim metodlarına ait kontörlerinizi alabilmeniz için hazırlıklarımız sürüyor. (Bu arada yeni MMC için geliştirme sürecimizin sonuna yaklaştık ve kurum içi testlerimize başladık.)

Geçtiğimiz yıl Prizz ile uygulamaya geçirdiğimiz Arena ve Penta entegrasyonlarından sonra EXA ile geliştirilen  Prizz-Exa entegrasyonu ile birlikte Kolay Portal XL'in de gücünü arkamıza alarak, YapYönet-Eticaret paketlerimizi yayına aldık.  Uykularınızı bölmeyen, kendi kendine tıkır tıkır çalışan Yapyönet entegre e-ticaret paketlerini incelemek ve denemek için tıklayın.

Hazır yeniliklerden bahsetmişken Kayserigaz için yapılan,  yeni yüzü ile göz kamaştıran Gaziosmanpaşa websitesine, dinamizmi ile öne çıkan Ümraniye sayfalarına,  Gülen yüzlü bir vergi dairesinin test yayına, Yapyönet ile e-ticarete yelken açan Gülkar'a, Kolay Portal altyapısını tercih eden Akpet'e, web 2.0 konsepti ile Genç Girişimciler Kulübü'ne, yenilikçi Bağcılar sitesine bakmanızı tavsiye ederiz ;)

Hiç bilişim fuarında araba ile turladınız mı?

3-7 Mart arası Bursa Bilişim fuarında idik.

Fatih ve Engin beylerin bizi temsil ettiği fuara, mutat Bursagaz toplantımız sayesinde Bülent Bey, İbrahim beyle beraber son gün biz de gidebildik. E son gün gidince,  arabamızla fuara girme fırsatını da gayri ihtiyari yakalamış olduk :)  Öyle çok güzelmiş gibi bakmayın, fuara arabanız ile giriyorsanız standdaki eşyaları da arabaya yerleştirmeyi göze almışsınız demektir. (bkz. foto albüm)

Fuarların faydası insanlara direk ulaşmak olsa gerek. Yanlız Bursa'da fuarlara özelllikle Bilişim konusunda ilgi göstermeyeceklerini düşünmüş olacaklarından herhalde 4. Bilişim fuarı, 5. Kitap fuarı ve 3.Eğitim fuarı ile birlikte düzenlenmiş. Bu konuda epey bir kafa yorduk ama bundan öte bir fikir çıkaramadık. Yoksa 3 fuarı bir araya koymak demografik olarak geniş bir aralıktaki ziyaretçi kitlesini kendine çağırmak ile eşdeğerdir.

 

İstanbul : foto albüm yöneticisi

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Necip Fazıl Kısakürek

 

"Yahu bu kadar dijital fotoğrafımız var bunları sitelerimize nasıl daha hızlı atabilir?, nasıl daha rahat albümler oluşturabiliriz?"  sorusu ile başlayan eğlenceli yolculuğumuz zaman içinde tüm KolayPortal XL kullanıcılarımıza hitap eden, foto albüm yöneticisine dönüştü. Şu sıralar kurum içi test aşamasında olan İstanbul -fay-, yakın zamanda "public beta" dediğimiz, son kullanıcıların testine çıkmış olacak.

İstanbul -fay- ile neler yapabileceksiniz?
KolayPortal XL portallerinize, bloglarınıza email ve şifrelerinizi kullanarak hızlı bir şekilde albüm açabilecek, istediğiniz fotoğrafları yeni albümlere veya varolan albümlere koyabilecek, fotoğraf detaylarına ulaşabilecek, isterseniz bir fotoğrafı içerik olarak sitenizde anında yayınlayabilecek, portal yönetim sayfalarında olduğu gibi girdiğiniz içeriğe istediğiniz albümü bağlayabileceksiniz. Ve bunları yaparken nerdeyse "0" (yazı ile "sıfır") teknik bilgiye ihtiyacınız olacak.

Kulağa hoş geliyor değil mi ? :)

Bir hayal peşinde

"İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü?" diyordu, küçük Deniz, babasının hayali ile konuşurken, ve cevap veriyordu babası "Belki hiç biri şuanki gibi gerçek olmayacak, çünkü bileceksinki onları kafanda sen oluşturdun. Daha güzeli onları istediğin gibi yönetebilir, hayallerini gerçekleştirmek için çalışabilirsin."

Yağmurlu bir gece vakti kimseciklere haber vermeden, toplayıp tası tarağı, bir hayali gerçekleştirmek için ve belki inanmazsınız, sanki son kez çıkıyormuş ve dahi bir daha dönmeyecekmişim gibi hüzünlenerek ayrıldım 2.yuvamdan...

"Yapabilirsin Jonathan. İlk basamağı atladın sen, artık ikinci basamağa geçme zamanı geldi."

 

 

Yoksa Modernite Sadece Bir Imaj mı?(I)

Pop kültürün (populer kültür) hayatımıza egemen olduğu 70'lerden beri hep idoller oluşturulmuş, hayat tarzları planlanmış ve daha çok satmak isteyen büyük çaplı firmalar tarafından bu imajlar hep pazarlanmıştır. Peki populer dediğimiz şeyin belirleyicileri kimlerdir?Biz niye herşeye populer olarak bakmıyoruz? Bazı şeyler niye postmodern olarak yorumlanıyor?

Populerliği belirleyen en önemli şeylerin başında elbette giyim sektöründeki moda var.Daha sonra starlar (celebrity). Film ve müzik yıldızları.daha sonra markalar.Bunlar giyim, müzik ve film endüstrisine dahil olmayan şeyler. Mesela çikita muz, daha uzun hijyen sağlayan domestos, hayatın tadı olan coca cola, maraba televole vb.

Aslında yukarıdan bakıldığında labirent daha kolay çözülebiliyor ve hangi sloganın sizi nereye ulaştıracağını kestirebiliyorsunuz ve bunların hepsinin biribirlerinden faydalandıklarını görebiliyoruz.Yani üzerindeki pahalı elbiselerle coca cola içen bir film yıldızı tvde veya bilboardlarda maraba televole diyor.Ve bir akım ve yeni bir moda başlıyor; insanlar artık birbirlerine selam veririken "maraba televole" diyorlar.Artistin giydiği elbiseleri giymeye çalışıyorlar, takıldığı mekanlara takılmaya çalışıyorlar.Ve biraz ün yakalamış çoğu kimse yeni bir akım başlatma sevdasına dadanıyor.Giydiği şapkayla farklılık oluşturmaya çalışanından tutunda, pantolonunun üzerine çıkan iç çamaşırını gösterme modasına kadar.Aslında moda denilen şey populer olan şey manasına geliyor burda ve herşeyi içine alıveriyor.herkes yeni bir imaj oluşturp insanları peşlerinden koşturuyor.milyonlarca insan da idollerinin yaptığı şeyleri muhakeme etmeden peşinden koşuyor.Aslında sorduğunuz da hepsi bağnazlığa ve totoriter yapıya karşı olduklarını beyan ettikleri halde kendileri bu sorgulamaksızlığın bir sonucu olarak gerçek bağnazlığa ve idol otoritesine gönüllü olarak kaptırıveriyor.Herkes farklı olucam diye temelde değişmeyen şeyler etrafında tarz ve renk değiştiriyor.Ama yapılan tüm farklı olma çabaları aynı kapıya çıkıyor.herkeste farklı olma modası başlıyor.Bu farklı olma çabalarına değinmişken insanın aklına başka bir soru geliyor.


Modernite yoksa bireysellik mi? Bireyin kendi seçimlerini ve doğrularını yaşaması mı?Bu bağlamda heralde en bireysel ve modern insan Robinson Crouse ydu.Bireyselliğin ve kendi seçimlerinin tüm gerçekliliğini yaşayabiliyordu.Fakat toplumsal bir medeniyet içerisinde yaşadığımıza göre ve hareketlerimizi belirlenen moda ve pop kültüre göre belirlediğimize göre ne kadar bireysel olduğumuzu iddia edebiliriz ki?Ozaman kendi doğrularımız diye sahiplendiğimiz şeylerin hepsi bize empoze edilen markaların yaşam tarzlarının ve akıllı iletişim pazarlamıcılarının doğruları.Bize sunulan vitrindeki seçeneklerden birini seçmekle bireysel özgürlüğümüzü kanıtlamış olmuyoruz maalesef.

Firmalar artık marka olmak ve onları tüketen müşterilerinin gözünde unutulmamak ve daha karlı sonuçlar almak için ürün satmıyorlar.Yaşam tarzı ve statü satıyorlar.Biz buna marka diyoruz.Ve imaj geliştiriliyor.Tüketicilerin ihtiyaçları belirleniyor, buna kendi kattıkları değerler ekleniyor, starlara bunlar kullandırtılıyor veya reklamlarında oynatılıyor sonra moda oluşturuluyor ve milyonlarca insan sorgulamaksızın buna sahip olmaya çalışıyor.Şimdi burda en başta tüketicilerin ihtiyaçları belirleniyor dedim ama bu bizim onları yönettiğimiz anlamına gelmiyor maalesef.Çünkü smokinin rengini ve şeklini seçme imkanı tanınmıyor maalesef sadece markasını seçebiliyoruz.Veya daha iyisi giyeceğimiz pantalonun modelini ve tarzını seçmek pantolon firmalarının tarzlarını yönettiğimiz anlamına gelmiyor.eğer yönetebilseydik pantalon dışında başka bişey niye giymiyoruz diye sorgulayabilirdik.İskoçyada erkekler etek te giyebiliyor ama. Evet giyiyorlar fakat o eteği günlük yaşamımızda hiçbir idolümüz giymiyor.Bizde giymeye utanıyoruz.Çünkü trend setter lar henüz bunu bize aşılamaya başlamadılar. Başlasalardı emin olun bizde bunu normal hatta moda olarak görebilirdik.Ne alakası var demeyin içinizden 1960 larda bir gıdım kumaş parçasının insanların hayatını değiştireceğini kimse bilmiyordu ama bugun mini etek bir moda ve cesur kadınların bir sembolü olmuş durumda.Tabiki bu cesaret neye karşı bir cesaret o da tartışmaya açık bişey.Ve yine deniz kıyafeti olarak görülen bikiniler. Niye insanlar bikinleri sokakta giymiyorlar peki? (gerçi buda moda haline geliyor yavaş yavaş) çünkü utanıyorlar.Peki plajdaki erkekler sokakta utandıkları erkekler değil mi? Plajlara seçmece belli testlerden geçmiş erkek ve bayanlar mı alınıyor ki? "Ama plajlarda herkes öyle giyiniyor" demek herkes giymeseydi bizde giymeyecektik.Ozaman nekadar özgürüz , nekadar bireyseliz? Nekadar modern olduk modayı takip edince.Bu manada afrikadaki çıplak gezen kabileler bizden daha modern ve özgürlükçü.


Mesele aslında kıyafet değil veya içtiğimiz , yediğimiz , seyrettiğmiz şeyler de değil. Önemli olan bunların hepsinin modernlik adı altında yapılıyor olması. Ve bunları belirleyen insanların ya bir yerlerden para alarak  çıkarlarına bizi alet ederek yapmaları ve bizim bunun farkında olmamamız. Veya farkındaız ama kendimizi modern olarak görmemiz. Ve  Bunları sorgulamanın ise tamamen postmodern bir yaklaşım olması.

Acaba hiçbirşeyi sorgulamamak mı modernliktir.Ama rönesansın başlaması sorgulamalarla başlamıştır.Sınıflar sorgulanmıştır ve cevap rönesansta bulunmuştur.

Ozaman modernite nedir? Hayatımızın tümünü ve kararlarımızı ve harcamalarımızı belirleyen bu imajlar oluşturuyor sa bunları takip edebilme kabiliyetinde ve ekonomik gücünde olmak yetiyor mu? Yoksa  modernite sadece bir imaj mı? Ve kaçtığımız gerçekliğin kendisi bir çöl mü?

Konular

Web 2.0

Yazılım & Geliştirme

Girişimcilik

Risk Sermayesi

Erkyazılım

Diğer Yazılar

Son Yorumlar

Yazarlar

Linkler

Blog Arşivi